Meryem Ana Evi

Meryem Ana EviDoğu Hıristiyan (Orthodoks) dinsel geleneği uyarınca Meryem Ana’nın 63 yaşında Kudüs’te öldüğü ve Gethsemani’de gömüldüğü kabul edilir. Ancak bu geleneğin dayanağı ne sağlamdır ne de 5. yüzyıldan eskiye gitmektedir. Ayrıca havarilerin üç gün sonra mezarın boş olduğunu gördükleri de bildirilmektedir. Kutsal kitap Meryem’in son yılları konusunda hiçbir şey yazmaz. Geçmişi en azından 431 yılındaki Efes Konsili’ne kadar uzanan karşıt görüş Genel Konsil sonrasında İstanbul’a yazılan mektuptaki bir cümleye dayanır. Bu cümlede Meryem Ana’nın Efes’te St. Jean’la birlikte olduğu yazılıdır. Böylece 37-48 yıllarında Efes’te olduğuna inanılan St. Jean’ın Meryem’le birlikte buraya geldiği ve Meryem Ana’nın burada yaşayıp 44 yılında öldüğü kabul edilir.

Efes geleneğini kabul edenlerin başında Papa 14. Benoit (1740-1758) gelmektedir. Tezin dayandığı temel görüşe göre, Meryem’in mezarı Kudüs’te olsaydı, bu yerin ilk günden itibaren takdis edilmesi gerekirdi. Halbuki İmparator Büyük Konstantin’in annesi Azize Helena, Kudüs’teki kutsal yerlerin bakımı için oraya gittiğinde (M.S. 326-328) İsa ile ilgili çok sayıda kilise inşa ettirdiği halde Meryem’in mezarıyla hiç ilgilenmemiştir.

M.S. 5. yüzyıldan sonra birçok kaynakta Meryem’in bir süre Ephesos’ta yaşadığı kaydına rastlanmasına karşın, evi ve mezarının yeri karanlıkta kalmıştır. Kuşkusuz ev çoktan yıkılmış ve mezar kaybolmuş olabilirdi. Şimdiki Meryem Ana Evi’nin bulunması Catherine Emmerich’in (1774-1823) gördüğü birtakım vizyonlara dayanır. Alman rahibenin vizyonlarından yola çıkarak “Meryem’in Yaşamı” adlı bir kitap yazılmıştır. On iki yıl yatağından kalkamayacak derecede hasta olduğu ve Ephesos’u hiç görmediği halde, Emmerich, Meryem’in yaşadığı evin kent dışındaki bir dağ yamacında yer aldığını söylemiş ve onu ayrıntılı bir biçimde anlatmıştır.

1891 yılında İzmir’deki Lazaristlerin Başrahibi M. Poulin ve Rahip H. Jung Efes çevresindeki tepelerde bir araştırma gezisi düzenlemiş ve sonuçta anlatılanlara tümüyle uyan yıkık bir ev bulmuşlardır. Bülbül Dağı üzerinde ve denizden 420 m. yüksekteki ev anlatılanlara o denli uymaktadır ki bir gözlemci, “ev ve çevresinin adeta Catherine Emmerich’in talimatlarına göre düzenlendiğini” belirtmiştir. Ev olarak tanımlanmasına karşın burası aslında haç plânlı bir şapeldir. Duvarları 6-7. yüzyıl veya daha sonrasının özelliklerini göstermektedir. Ancak evin çevresinde M.S. I. yüzyıla tarihlenebilecek Roma yapıları ve mozaikleri bulunmuştur. Evin yakınında olması gereken “Mezar” bulanamamıştır. Araştırma ekibi, Şirince (Çirkince) Köyü’ndeki Ortodoks Rumların her yıl 15 Ağustos’ta “Panaya Kapulu” adını verdikleri burada Meryem’in sonsuz uykuya dalışı ile ilgili ayinler yaptıklarını belirlemiştir. Kuşaktan kuşağa aktarılan bu inancın kökeni çok eskilere, Meryem Ana’nın burada yaşadığına da dayanabilir.

Evin ve bölgenin kutsallığı 1892 yılından sonra hakkında yazılan eserlerle Hıristiyan dünyasına tanıtılmıştır. 1896 yılından itibaren İzmir Katolik Kilisesi’nin izniyle her yıl Katolikler tarafından ziyaret edilmeye başlanmıştır. 1950 yılına kadar unutulmuş gibi görülen Meryem Ana Evi daha sonra tekrar gündeme gelmiştir. Bu dönemde evin restorasyonu ve çevre düzenlemesi yapılmıştır. 1967 yılında Papa VI. Paul ve 1979 yılında Papa II. Jean Paul tarafından ziyaret edilerek haç yeri olarak tescil edilmiştir.

Özellikle her yıl yapılan 15 Ağustos ayinlerine Vatikan temsilcileri de katılmaktadır. Ayrıca 1985 yılından bu yana Efes Meryem Ana Kilisesi’nde, Konsil toplantısının yıldönümü olan Ekim ayının ilk Pazar günü dinî ayın yapılmaktadır.

Meryem Ana Evi Görüntüleri